Değerlendirici Tarafsızlığı: İki Yıl Yetiyor mu?

Değerlendirici tarafsızlığı: değerlendirici ile aday arasındaki yakınlığı simgeleyen tiyatro sahnesi

Değerlendirici Tarafsızlığında Görünmeyen Riskler

“Tarafsızlık Komitesi Tiyatrosu” yazısında, tarafsızlığın yalnızca bir komite oluşturmak, toplantı yapmak ve birkaç imza almaktan ibaret olmadığını tartışmıştım.

Aynı sorun, değerlendirici düzeyinde farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Personel belgelendirmede değerlendiricinin tarafsızlığı söz konusu olduğunda ilk akla gelen kontrollerden biri şudur:

“Değerlendirici son iki yıl içerisinde adaya eğitim verdi mi?”

Bu önemli bir kontroldür.

Ancak tek başına yeterli midir?

Bir değerlendiricinin son iki yıl içerisinde adaya eğitim vermemiş olması, onun aday karşısında tarafsız olduğunu göstermek için yeterli bir kanıt olabilir mi?

Bence asıl tartışılması gereken konu burada başlıyor.

Çünkü değerlendirici ile aday arasındaki ilişki yalnızca eğitimden ibaret değildir.

Geçmiş mesleki ilişkiler, ticari bağlar, adayın işvereniyle kurulan ilişkiler, daha önce yapılan değerlendirmeler, pazarlama faaliyetleri, ücretlendirme yöntemleri ve hatta kuruluş içerisindeki ticari beklentiler değerlendiricinin tarafsızlığını etkileyebilecek farklı riskler oluşturabilir.

Değerlendirici tarafsızlığı, yalnızca eğitim ilişkisinin bulunup bulunmadığına bakılarak değil, değerlendiricinin kararını etkileyebilecek tüm ilişkiler ve riskler birlikte ele alınarak değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla soru yalnızca;

“Bu kişiye eğitim verdi mi?”

olmamalıdır.

Asıl soru şu olmalıdır:

“Bu değerlendiricinin kararını etkileyebilecek hangi ilişkiler, çıkarlar, aşinalıklar veya beklentiler bulunuyor?”

Eğitim Vermemek Tarafsız Olmak Anlamına Gelir mi?

Eğitim ile değerlendirme faaliyetlerinin birbirinden ayrılması, tarafsızlığın korunması açısından önemli bir kontroldür.

Bir kişiye eğitim veren kişinin daha sonra aynı kişinin yeterliliğini değerlendirmesi, doğal olarak tarafsızlık açısından sorgulanması gereken bir ilişki oluşturur.

Ancak değerlendirme yalnızca bununla sınırlı kalırsa başka ilişkiler gözden kaçabilir.

Değerlendirici adaya doğrudan eğitim vermemiş olabilir.

Peki adayın işverenine eğitim verdi mi?

Adayla başka bir mesleki veya ticari ilişkisi oldu mu?

Adayın çalıştığı kuruluşla düzenli olarak iş yapıyor mu?

Adayları belgelendirme kuruluşuna kendisi mi yönlendiriyor?

Kuruluş adına adayın işvereniyle fiyat, sınav organizasyonu veya hizmet görüşmelerine katılıyor mu?

Başka bir faaliyet kapsamında adayla daha önce karşılaşmış olabilir mi?

Örneğin bir değerlendirici aynı zamanda bir OSGB veya eğitim kuruluşunda görev yapıyor olabilir. Adaya doğrudan sınav hazırlık eğitimi vermemiş olsa bile daha önce iş sağlığı ve güvenliği veya mesleki eğitim kapsamında adayla karşılaşmış olabilir.

Bu durum otomatik olarak tarafsızlığın bozulduğu anlamına gelmez.

Ama yeni bir soru ortaya çıkarır:

Bu ilişki değerlendirici ile aday arasında tarafsızlığı etkileyebilecek bir aşinalık oluşturuyor mu?

İki yıl kontrolünün amacı zaten belirli bir ilişki riskini yönetmekse, aynı mantığın yalnızca “eğitim verdi/vermedi” sorusuyla sınırlandırılması ne kadar doğru olur?

Kâğıt Üzerinde Ayrı Olmak Yeterli mi?

Bir başka önemli alan, eğitim kuruluşları ile belgelendirme kuruluşları arasındaki ilişkilerdir.

Eğitimi bir şirket verebilir.

Sınav ve belgelendirmeyi başka bir şirket gerçekleştirebilir.

Kâğıt üzerinde iki farklı tüzel kişilik vardır.

Ancak aynı ortaklık yapısı, aynı üst yönetim, ortak personel, ortak müşteri ağı veya birbirini besleyen ticari ilişkiler söz konusuysa yalnızca tüzel kişiliklerin farklı olması tarafsızlık riskini ortadan kaldırır mı?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Eğitim kuruluşu ile belgelendirme kuruluşu arasında bir ilişkinin bulunması, tek başına tarafsızlığın bozulduğu anlamına gelmez.

European co-operation for Accreditation (EA), ISO/IEC 17024’e ilişkin FAQ 32.0’da eğitim kuruluşu üzerinden veya doğrudan belgelendirme kuruluşuna yapılan başvurularda ücretlerin farklı zamanlarda tahsil edilmesine ilişkin somut bir vakayı ele almaktadır.

EA, her iki seçeneğin de tüm adaylara açık olması, belgelendirilme fırsatı bakımından haksız bir farklılık yaratılmaması ve belgelendirme kuruluşu ile eğitim kuruluşu arasındaki ilişkinin standardın diğer gerekliliklerini karşılaması şartıyla, söz konusu uygulamada 4.3.3 ve 4.3.4 açısından açık bir ihlal görmemektedir.

Bu örnek önemli bir ayrımı gösteriyor:

Bir ilişkinin varlığı ile o ilişkinin tarafsızlık üzerinde risk oluşturması aynı şey değildir.

Dolayısıyla mesele;

“Eğitim kuruluşuyla ilişkiniz var mı?”

sorusunda bitmemelidir.

Değerlendirici açısından asıl soru şudur:

“Bu ilişki değerlendiricinin tarafsızlığına nasıl yansıyor?”

Eğitim ve Sınavın Birlikte Sunulması Nerede Risk Oluşturur?

Benzer bir durum eğitim ve sınavın birlikte sunulduğu ticari modellerde ortaya çıkabilir.

Eğitim ve sınavın aynı paket içerisinde sunulması tek başına değerlendiricinin tarafsız olmadığı sonucunu doğurmaz.

Ancak ticari modelin değerlendirme personeline nasıl yansıdığı incelenmelidir.

Müşteri;

“Eğitimi aldım, sınava girdim, şimdi belgeyi alacağım.”

şeklinde bir beklentiye giriyor mu?

Bu beklenti değerlendiriciye ulaşıyor mu?

Eğitim veren taraf, adayın başarılı olmasına yönelik açık veya örtülü bir beklenti oluşturuyor mu?

Değerlendirici kendisini yalnızca adayın yeterliliğini değerlendiren kişi olarak mı görüyor, yoksa müşteriye sunulan ticari hizmetin son aşamasını tamamlayan kişi olarak mı?

Tarafsızlık açısından kritik nokta burada ortaya çıkıyor.

Sorun paketin kendisinden çok, paketin değerlendiricinin karar ortamı üzerinde oluşturabileceği etkidir.

Aynı Aday, Aynı Değerlendirici

Bir aday ilk sınavında başarısız olmuş ve daha sonra telafi sınavına girmiş olabilir.

Aynı değerlendiricinin telafi sınavında tekrar görevlendirilmesi, tek başına tarafsızlığın bozulduğu anlamına gelmez.

Ancak artık ilk sınavdan farklı bir durum vardır.

Değerlendirici adayı tanımaktadır.

Adayın önceki performansını, başarısız olduğu noktaları ve sınav sırasındaki davranışlarını bilmektedir.

Aday da değerlendiriciyi ve değerlendirme yaklaşımını tanımaktadır.

Bu durumda kuruluşun şu soruyu sorması gerekir:

Önceki değerlendirmeden kaynaklanan aşinalık, yeni sınav açısından değerlendiricinin tarafsızlığını etkileyebilecek bir risk oluşturuyor mu?

Riskin niteliğine göre farklı bir değerlendiricinin görevlendirilmesi düşünülebilecek kontrollerden biri olabilir.

Burada her telafi sınavında mutlaka farklı değerlendirici kullanılmalıdır gibi genel bir sonuç çıkarmıyorum.

Söylemek istediğim daha basit:

Aynı değerlendiricinin kullanılmasının oluşturabileceği risk görülmeli ve değerlendirilmelidir.

Benzer şekilde MYK uygulamalarında da aynı adaya uygulanan tekrar sınavları ve ardışık sınavlarda aynı soru setlerinin tekrar kullanılmamasına yönelik kontroller bulunmaktadır.

Ancak soru setlerinin oluşturulması ve tekrar kullanımı ayrı bir ölçme ve değerlendirme tartışmasıdır.

Burada bizi ilgilendiren asıl nokta, aynı adayla tekrar karşılaşmanın değerlendirici açısından oluşturabileceği aşinalıktır.

Değerlendirici tarafsızlığını etkileyebilecek eğitim, ticari ilişki, ücretlendirme ve aşinalık riskleri

Değerlendirici Aynı Zamanda Müşteriyi Buluyorsa?

Değerlendiricinin pazarlama ve müşteri ilişkilerindeki rolü de tarafsızlık açısından değerlendirilmesi gereken başka bir alandır.

Bir değerlendirici kuruluş adına müşteri buluyorsa, firmalarla hizmet görüşmeleri gerçekleştiriyorsa, aday yönlendiriyorsa veya ticari ilişkinin kurulmasında aktif rol oynuyorsa daha sonra aynı müşterinin adaylarının karşısına değerlendirici olarak çıkabilir.

Bu durumda iki farklı rol birbirine yaklaşmaya başlar.

Bir tarafta müşterinin kuruluşa kazandırılması vardır.

Diğer tarafta aynı müşterinin çalışanlarının yeterliliğinin değerlendirilmesi.

Değerlendiricinin adayın başarılı olmasından doğrudan ekonomik kazanç sağlaması da şart değildir.

Müşteriyle kurduğu ilişkinin devam etmesini istemesi bile değerlendirilmesi gereken bir risk olabilir.

Çünkü tarafsızlık tehdidi her zaman açık bir çıkar çatışması şeklinde ortaya çıkmaz.

Bazen;

“Bu müşteriyi kaybetmeyelim.”

düşüncesi de değerlendirme davranışını etkileyebilir.

Değerlendirici Tarafsızlığında Ücretlendirme Riski

Tarafsızlık açısından üzerinde durulması gereken bir başka konu ücretlendirme yöntemidir.

Değerlendiriciye günlük veya yarım günlük sabit bir ücret ödenebilir.

Aday sayısına bağlı farklı ödeme modelleri uygulanabilir.

Daha da ileri gidilerek ödeme, başarılı aday sayısıyla ilişkilendirilebilir.

Bu modellerin tarafsızlık açısından aynı risk seviyesinde olduğunu söylemek mümkün müdür?

Özellikle değerlendiricinin ekonomik kazancının adayın başarılı olmasıyla doğrudan ilişkilendirildiği bir modelde çok basit bir soru ortaya çıkar:

Değerlendiricinin verdiği karar, kendi ekonomik menfaatini de etkiliyor mu?

Burada önemli olan yalnızca değerlendiriciye ne kadar ödeme yapıldığı değildir.

Daha önemli soru şudur:

Neye göre ödeme yapılıyor ve bu yöntem hangi davranışı teşvik ediyor?

Tarafsızlık risk değerlendirmesinin ekonomik teşvikleri de görmesi gerekir.

Kimse “Bu Adayı Geçir” Demediyse Sorun Yok mu?

Belki de en görünmeyen risklerden biri burada ortaya çıkıyor.

Değerlendiriciye hiç kimse;

“Bu adayı geçir.”

dememiş olabilir.

Üst yönetim sınav sonucuna hiçbir zaman doğrudan müdahale etmemiş olabilir.

Ancak değerlendiriciler ve karar vericiler kuruluşun ticari sorunlarının sürekli konuşulduğu bir ortamda çalışıyor olabilir.

Üst yönetim;

“Bu ay işler çok kötü.”

“Bu sınavlardan para kazanamıyoruz.”

“Müşteri sayımız düşüyor.”

“Bu müşteriyi kaybetmememiz gerekiyor.”

gibi ifadeleri kritik personelin bulunduğu ortamlarda sürekli dile getiriyorsa bunun hiçbir etkisinin olmadığını varsayabilir miyiz?

Değerlendirici zaman içerisinde kendisini yalnızca bağımsız bir değerlendirme yapan kişi olarak değil, ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışan kuruluşun bir parçası olarak görmeye başlayabilir.

Ve hiç kimse kendisine talimat vermese bile şöyle düşünebilir:

“Kuruluş zaten zor durumda. Bari işleri daha da zorlaştırmayalım.”

Belki sınırda kalan bir performansta aday lehine davranır.

Belki daha kısa sürede daha fazla aday değerlendirmeye çalışır.

Belki farkında olmadan değerlendirme standardını esnetir.

Bunun tersi de mümkündür.

Üst yönetimin belirli bir müşteriyle yaşadığı ticari problemi bilen değerlendirici, o müşterinin adaylarına karşı farkında olmadan daha katı davranabilir.

Ticari Bilgi ile Ticari Baskı Aynı Şey Değildir

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bir değerlendiricinin kuruluşun ekonomik durumu veya ticari faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olması, tek başına tarafsızlığının bozulduğu anlamına gelmez.

Çalışanların kuruluşun ticari gerçeklerinden tamamen izole edilmesi de gerçekçi değildir.

Sorun ticari bilginin varlığı değil, bu bilginin değerlendirme davranışını etkileyebilecek bir beklentiye dönüşmesidir.

Dolayısıyla mesele;

“Değerlendirici ticari bilgileri biliyor mu?”

sorusundan çok;

“Bu bilgiler değerlendiricinin üzerinde adayların başarısı, müşteri memnuniyeti veya kuruluşun ekonomik çıkarları yönünde açık ya da örtülü bir beklenti oluşturuyor mu?”

sorusudur.

Tarafsızlık tehdidinin ortaya çıkması için mutlaka açık bir talimat verilmesi gerekmeyebilir.

Bazen beklentinin bilinmesi bile değerlendirilmesi gereken bir risk oluşturabilir.

Bu nedenle değerlendiricinin tarafsızlığını korumak, yalnızca çıkar çatışmalarını kontrol etmek değil, değerlendirme kararının verildiği ortamı da korumayı gerektirir.

Tarafsızlık Beyanı Bütün Bunları Çözer mi?

Bütün bunların sonunda değerlendiricinin önüne bir tarafsızlık beyanı koyabiliriz.

“Adayla herhangi bir ilişkiniz var mı?”

“Son iki yıl içerisinde eğitim verdiniz mi?”

“Çıkar çatışmanız bulunuyor mu?”

Değerlendirici kutucukları işaretler ve imzalar.

Dosya açısından işlem tamamdır.

Peki tarafsızlık açısından da tamam mıdır?

Değerlendirici adaya eğitim vermemiş olabilir ama adayın işvereniyle ticari ilişkisi bulunabilir.

Doğrudan çıkarı olmayabilir ama müşteriyi kendisi kuruluşa kazandırmış olabilir.

Adayı daha önce değerlendirmiş olabilir.

İlişkili bir kuruluş üzerinden adayla temas etmiş olabilir.

Ücretlendirme yöntemi belirli bir sonucu teşvik ediyor olabilir.

Üst yönetimden hiçbir talimat almamış olabilir ama kuruluşun ticari beklentilerine sürekli maruz kalıyor olabilir.

Bunların hiçbiri tek başına otomatik olarak;

“Bu değerlendirici tarafsız değildir.”

sonucuna götürmeyebilir.

Ancak her biri şu soruyu sordurmalıdır:

“Burada değerlendirilmesi gereken bir tarafsızlık riski var mı?”

2026 Revizyonu Bize Ne Söylüyor?

ISO/IEC 17024:2026 ile birlikte risk temelli yaklaşım daha görünür bir hâle geliyor.

Inter-American Accreditation Cooperation (IAAC), 2026 revizyonundaki temel değişiklikleri açıklarken standardın ISO/CASCO Common Elements ile uyumlaştırıldığını ve risk temelli yönetim yaklaşımının güçlendirildiğini özellikle vurguluyor.

Bu yaklaşım tarafsızlık açısından da önemli bir bakış açısı sunuyor.

Sadece;

“Yasaklanan bir durum var mı?”

diye bakmak yerine;

“Tarafsızlığı etkileyebilecek hangi riskler var ve bunları nasıl yönetiyoruz?”

sorusuna yönelmek gerekiyor.

Bu nedenle iki yıl eğitim vermeme kontrolü önemli olabilir.

Ama değerlendirme orada bitmemelidir.

İki Yıl Bir Kontroldür, Tarafsızlığın Kendisi Değildir

Tarafsızlık yönetiminin en büyük tehlikelerinden biri, karmaşık ilişkilerin birkaç kontrol maddesine indirgenmesidir.

“Eğitim vermedi.”

“Beyan alındı.”

“Çıkar çatışması yok.”

“İmza tamam.”

Bunların hepsi gerekli kontroller olabilir.

Ama tarafsızlık bunların toplamından daha büyük bir kavramdır.

Değerlendirici tarafsızlığının gerçekten güvence altına alınması, yalnızca eğitim ilişkisini değil; aşinalık, ticari bağlar, ekonomik teşvikler ve karar ortamını da görmeyi gerektirir.

Çünkü değerlendiricinin kararını etkileyen şey her zaman doğrudan verilen bir talimat değildir.

Bazen geçmişten gelen bir aşinalık,

bazen bir ticari ilişki,

bazen müşteriyi kaybetme endişesi,

bazen ekonomik bir teşvik,

bazen de üst yönetimin söylediği birkaç cümle olabilir.

Bu nedenle;

“İki yıldır eğitim vermedi” ≠ “Tarafsızdır.”

İki yıl bir kontroldür.

Tarafsızlığın kendisi değildir.

Belki de değerlendirmede sorulması gereken soru artık yalnızca;

“Değerlendirici son iki yıl içerisinde adaya eğitim verdi mi?”

değil,

“Bu değerlendiricinin kararını etkileyebilecek riskleri nasıl belirlediniz, nasıl değerlendirdiniz ve nasıl yönettiniz?”

olmalıdır.


Kaynaklar

Inter-American Accreditation Cooperation (IAAC)
IAAC Announces Update of Key ISO/CASCO Standards and Launch of Regional Transition Plan for Its Members, 2026.

European co-operation for Accreditation (EA)
EA FAQs – Certification, Question 32.0, ISO/IEC 17024 kapsamında doğrudan başvuru ve eğitim kuruluşu üzerinden başvuruda farklı ücretlendirme zamanlamasının 4.3.3 ve 4.3.4 açısından değerlendirilmesi.

Ayrıca

ISO/IEC 17024:2026: Personel Belgelendirmede Oyun Değişiyor

Tarafsızlık Komitesi Tiyatrosu